İhvan Tesettür Giyim

Amelli müslümanın cinsel arzuları artar

By | 21 Temmuz 2014

Namaz Kılmayan kadın boşanır mıEvlilik içinde ve dışında cinsel duyguları ve eylemlerini disipline etmiş, göz ve kulak gibi organları cinsel haramlardan korumuş, böylece cinsel uyarıları alıcı gücünü muhâfaza etmiş, üstelik alkollü içki­lerden uzak durmuş, namaz, duâ ve zikirle de rûhî tatminin doru­ğuna çıkmış mü’min, pek tabiidir ki cinsel arzularını kuvvetlen­direcek ortamı oluşturmuş olur.

Bu gerçeği kavrayamayacak bir insan düşünülemez. Ancak iman­lı ve amelli Müslümanın cinsel arzularını takviye edecek bir diğer olgu daha vardır ki, o da îman ve ibâdet nurlarının kalb yoluyla da­marlara akması ve böylece cinsel gücü ve arzuları artırmasıdır. Ne var ki”İlâhi yasalara bağlı her mil’minin cinsel arzuları artar.” ifadesiyle formüle edilen bu gerçeği içe sindirebilmek için îman mantığına, gönül zevkine ve tecrübeye sahip olmak gerekir.

İslâm, erkek cinselliği üzerinde böylesine gerçekçi olduğu içindir ki ileride açıklanacağı üzere, değil bekârlığı ve evlilik içinde cinsel hayattan çekilmeyi, cinsel arzuların tatminini ertelemeyi bile uygun bulmamıştır.

Bunun içindir ki Allah’ın Resûlü kafada ve kalbde kadın arzusu oluştuğu zaman, derhal eşe gelinerek cinsî münâsebette bulunulma­sını öğütlemiştir. Kadının çekimser kalmasını da yasaklamıştır. Suyun bulunmadığı yerde de erteleme yoluna gidilmemesini; teyemmüm ruhsatından yararlanılmasını tavsiye buyurmuştur.

Ebû Hureyre (r.a) şöyle anlatıyor:

Medine dışında, çölde yaşayan bir mü’min Allah’ın Resûlü’ne geldi ve sordu:

-         Ya Resûlallah! Ben yılın dört-beş ayını çölde geçiriyorum.. Aramızda lohusalar, adetliler ve cüniibler de var. Ne yapmamızı emir buyurursunuz?

-         Teyemmüm yapın.

b- Arzettiğimiz üzere erkek cinselliği üzerindeki Islâm gerçekçili­ğinin ikinci özelliği de Allah’ın özel korumasına eremeyen hiçbir insa­nın, cinsel arzulardan, hatta cinsel haramlardan güvencede olamaya­cağı hakikatinin kabul olunmuş olmasıdır.

Rabbinin uyarısını almasaydı Hz. Yusuf Peygamberin bile Züley- ha’ya yaklaşacağının Kur’ân-ı Kerîm’de açıklanmış olması, İslâm gerçekçiliğinin değindiğimiz özelliğinin Kur’ânî delilidir.

Yusuf Sûresi Âyet 24:

“Şüphesiz ki o kadın, Yusuf’a yaklaşarak onu baştan çıkarmak istemişti. Eğer Yusuf Rabbinin uyarısını almasaydı, kadının arzula­rına uyabilirdi. İşte Biz Yusuf’u ihanetten ve fuhuşdan alıkoymak için böyle yaptık. Çünkü o, ihlâslı kullarımızdandı.”

Allah’ın Resûlü’nden daha olgun, daha tunç iradeli ve cinsel duy­gularına daha hâkim bir insan düşünülemeyeceğine göre, O’nun aşa­ğıda sunacağımız hadîsiyle sergilediği hakikati hiçbir erkeğin cinsel haramlardan güvencede olamayacağı gerçeğine Peygamberi bir delil olarak görebiliriz.

H. Cabir (r.a) anlatıyor. Allah’ın Resûlü mli’minlere şöylece emir buyurdu:

- Yanlarında kocaları (veya mahremleri) bulunmayan (dolayısıyla ilişkisizlikleri uzamış olan) kadınların yanlarına gidip oturmayın. Zira Şeytan her birinizin kan damarında (kanınız gibi iradenizin dışında) akar.

Bu buyruğa muhatab olan sahâbîler olarak sorduk:

Sizin kan damarınızda da akar mı?

Benim kan damarımda da akar. Ne var ki Allah bana Şeytana karşı yar­dım eder ve ben ondan korunurum.’

İslâm, özellikle erkek cinselliğini böyle değerlendirdiği içindir ki, cinsel hususlarda haramlara yöneltebilecek nefse güvene değil, gerek­li tedbirlere baş vurdurucu metodlu şüpheye yer vericidir.

Gerekli tedbirlerin bir kısmı örtünmek, gözü korumak, evlenilebilecek kadınlarla yalnızca bir arada kalmamak vs. dir.

En mühim önlemlerden biri de cinsel duygular ve arzuların cinsel haramlara düşürecek boyutlara ulaşmasından Allah’a sığınmaktır.

Bu hususta her erkek, Allah’a sığınmaya muhtaç olduğu içindir ki Kur’ânı Kerîm’de Yusuf Peygamber’in dilinden şu duâ örneği veril­miş, dolaylı olarak bu duanın yapılması öğütlenmiştir:

“(.. Allah’ım! Kadınların cinsel tuzaklarını benden uzaklaştır.) Eğer Sen onların tuzaklarını benden uzaklaştırmazsan, onlara yöne­lir ve câhillerden olurum.”

Kur’ân-ı Kerim’in Mâide Sûresi’nin altıncı âyetinde “Kadınlarınızla ilişkiye girmişseniz ve bu halde su da bulamamışsanız, tertemiz bir toprakla teyemmüm edin..” buyrularak, su hazır olmaksızın da ilişkiye girilebileceğine işaret buyurması, özellikle arzuların şid­detlendiği dönemlerde ve susuz bölgelerde teyemmüm ruhsatından yararlanılabileceğini öğretmektedir. (“Teyemmüm” için lügatçeye bakınız).

Cinsel vasıflı haramlardan korunmak farz olduğu gibi, korunmak için gerekli olan tedbirlere başvurmak da farzdır. Ancak samimi olunsa da oluşabilecek zaaf ortamlarından korunabilmek arzusunu farz görevlerden kaçınmanın mazereti kılmamalıdır.

el-Ced b. Kays, Allah’ın Resûlü’ne gelir ve şöylece mazeret beyan ederek savaşa katılmama izni ister:

“Ya Resûlallah! Allah’ın zatı üzerine yemin ederim ki, kavmim de kadınlara ne derece düşkün olduğumu bilir. Sarı ırkın kadınlarını görünce sabredemeyip haramlara düşmek­ten korkarım. Bana izin verseniz de beni fitneye düşürmeseniz.”

Allah’ın Resûlü yaşanılan şartların önemini kavramak istemeksizin basitleşen bu adama ilgi göstermeyerek yüz çevirir. Bu olay, Tevbe Sûresi’nin hükmü genel olan kırk dokuzuncu âyetinin indirilişine özel sebep olur:

“Onlardan kimi de; bana izin ver ve beni fitneye düşürme, der. Haberleri olsun ki onlar zaten fitne çukuruna düşmüşlerdir. Cehennem ise o kâfirleri mutlaka çepeçevre kuşatıcıdır.”