Monthly Archives: Temmuz 2014

Cinsellik ve Cinsel Hayat Üzerine Islâm Gerçekliği

bakmak-gozİslâm Dîni’nin hayat kurallarının koyucusu insanı yaratan Allah (c.c) olduğu için, İslâm Dîni ile insan arasında tam bir kaynaşma ve bütünleşme vardır.

İslâm, insan üzerinde gerçekçidir. Bu gerçekçilik insanın cinselli­ğini de kuşatıcıdır.

İnsan cinselliği üzerindeki İslâm gerçekçiliğinin ilk belirgin özelli­ği, insanın cinselliğinin bir hayat gerçeği olarak kabul olunmasıdır.

Yüce Allah, insanı erkek ve dişi olarak yaratmıştır. Kadını erkeğe, erkeği de kadına eğilimli ve arzulu kılmıştır.

Bu gerçek, Kur’ân-ı Kerîm’de Rabbimiz tarafından şöylece açıklanmaktadır:

“İnsanlara/Erkeklere, kadınlara sâhip olma sevgisi/tutkusu.., güzel gösterilerek içlerine sindirildi..”

Genel bir kâide/kural olarak denilebilir ki insan, hayatın ergenlik döneminde belirginleşen ve giderek ihtiyaç haline dönüşen bu arzuyu yenmek gücüne de sâhip değildir. Çünkü insan cinsellik bakımından da zayıf yaratılmıştır:

İnsan (cinsel arzularını dizginlemede) zayıf yaratılmıştır.”

Allah, insanın üremesini cinsel eylem kanûnuna bağladığı ve bu sebeple de erkekle kadını cinsel organlar ve arzularla donattığı için, cinsel vuslat olmaksızın insanın tam anlamıyla bedenî ve ruhî tatmine ermesi de mümkün değildir. Nitekim yüce Allah eşlerimizi kendile­rinde tatmin bulmamız için yarattığını şöylece açıklamaktadır:

“Kendilerinde huzur bulmanız için kendi türünüzden eşler yaratması, böylece aranızda meveddet (cinsel câzibe) ve rahmet (sevgi) var etmesi, O’nun varlığının delillerindendir. Hiç şüphesiz bunda düşünen bir halk için çıkarılması gereken nice dersler vardır.”[3]

Yukarıda özetlenerek açıklanan gerçekler; gözlemle bilinen, tecrü­be ile delillenen ve Kur’ân bildirileriyle doğrulanan gerçeklerdir.

Bu sebeple erkekde ve kadında cinsel duyguların ve bu duyguları tatmin etme arzularının bulunması tabiidir. Cinsel eylemler de ola­ğandır.

Ne var ki insan, yüce Allah tarafından yeryüzünde kulluk dene­mesine tâbi tutulduğu ve İlâhî denemenin bir bölümü de cinsel ha­yatla ilgili olduğu için, insan cinsel arzuları ve eylemlerini helâl ve haram ölçülerine uydurmaya mecburdur.

Bu genel girişten sonra erkek ve kadın cinselliğini İslâm gerçek­çiliği altında ayrı ayrı inceleyelim.

Erkeğin Cinselliği

Bülûğ (ergenlik) çağma ulaşan her erkekte cinsel duygular, tatmin edilmek istenen cinsel arzular oluşur. Bu bir İlâhî kanundur. Bu ka­nunla çatışmak insanla çatışmakdır.

Bu gerçeği, yürürlükten düşürülmüş bütün semâvî dinler ve fel­sefî sistemler yanı sıra İslâm da kabul etmektedir. Ancak erkek cin­selliği üzerindeki İslâm gerçekçiliğinin iki mühim özelliği vardır:

(A) Cinsellik ve onunla irtibatlı duygular ve eylemler peygam­berler dâhil bütün erkekleri kuşatıcıdır.

(B)   Allah’ın özel bir korumasına eremeyen hiçbir insan, değil cin­sel arzulardan, cinsel haramlardan bile güvencede olamaz.

Şimdi bu iki özelliği açıklamaya çalışalım.

a- İslâm gerçekçiliği, genç-ihtiyar, giizel-çirkin, âlim-câhil her er­kekte, Allah’a yakınlık sırrına ermiş Hak dostlarında, hatta peygam­berlerde bile cinsel arzu ve eylemleri tabîi görür.

İslâm’a göre cinsel arzular ve helâl çerçeve içerisinde sürdürülen cinsel eylemler, asla bir eksiklik olmadığı gibi, rûhî gelişmeye de engel değildir. Bilakis asıl rûhî yücelik, cinsel arzular duyulur, cinsel hayat sürdürülürken ulaşılan yüceliktir.

Dindar olabilmek ve dindarlıkta gelişerek rûhî yüceliklere erişe­bilmek için cinsel duygular ve eylemlerden soyutlanmak görüşü bazı tasavvufî kaynaklarda yer alırsa da, Kur’ân ve Sünnet gerçekleriyle katiyetle bağdaştırılamaz.1

Esasen evlilik; hayata, yaratıcı oluşa, sevgiye tam bir iştiraktir ve bu iştirakin yerini alabilecek ikinci bir şey yoktur. Tasavvuf tarihinde, evlenmemeyi yeğleyen çok az sayıdaki

Mü’minler olarak, insanlık tarihinin en üstün ve Allah’a en yakın şahsiyetleri olarak kabul etmeye mecbur olduğumuz peygamberlerin normal bir cinsel hayatlarının olduğunu hatırlatmamız delil olarak kâfidir.

Yüce Allah Kur’ân-ı Kerîm’de Hz. Nûh’u, Hz. İbrahim’i, Hz. Lût’u, Hz. Mûsa’yı, Hz. Muhammed’i ve diğer bazı peygamberleri bi­ze evli olarak tanıtırken, Hz. Isa ve Hz. Yahya gibi istisnalar dışında bütün peygamberlerin de eşleri ve çocukları olduğunu şöylece bil­dirmektedir:

“(Ey Muhammedi) Şüphesiz senden önce de peygamberler gönderdik. Onlara da eşler ve çocuklar verdik. Hiçbir peygamber Allah’ın izni olmadan bir mûcize getiremez. Her şeyin belirlenmiş bir vadesi Kitab’da kayıtlıdır.”

Sosyal durumları, cinsel arzuları ve güçleri bakımından farklı olan insanlara örnek olmak durumunda oldukları için Hz. İbrahim, Hz. Dâvûd, Hz. Süleyman ve Hz. Muhammed gibi pek çok peygam­berin hayatında birden fazla kadınla evliliğin örneklerini de görü­yoruz.

Allah’ın Resûlü Hz. Muhammed bu gerçeği şöyle açıklar:

“Yumuşak huyluluk, haya, kan aldırmak, güzel kokular sürünmek ve çok eşlilik, Peygamberlerin özellikler indendir.”

Peygamberlerin hayatı delillendirmektedir ki, rûhî gelişim cinsel hayatı öldürmez diriltir, zayıflatmaz kuvvetlendirir. Böyle olması da zarûrîdir. Çünkü rûhî gelişim îmanla, güzel amellerle ve çok zikirle sağlanır. Bunlar rûhu takviye ettiği gibi, bedeni de kuvvetlendirir. Kuvvetlenen bedende ise cinsel arzular ve de eylemler artar. Zira sebeblerin kendi doğrultularında sonuç vereceği açık bir gerçektir.

Hiç şüphesiz bu âyet, insanın yalnız cinsellik bakımından değil, cinsellik dâhil çok yönlü olarak zayıf yaratıldığına işaret buyurmaktadır. Ne var ki önceki âyetlerin ışığında bu âyeti değerlendiren İbn-i Abbas gibi bazı müfessirler, âyette geçen zayıflıktan cinsel arzuları dizginlemedeki zayıflığı anlamaktadırlar. İsabetli bulduğumuz bu nükteyi parantez içinde gösterdik. Rûm 21.  Bu âyette geçen “meveddet” kelimesi başta Hasan-ı Basrî olmak üzere birçok

müfessir tarafından “cima=cinsel ilişki” ile açıklanmaktadır. Âl-i İmran Sûresi’nin 14. âyetinin dolaylı bir şekilde doğruladığı bu açıklamayı parantez içinde gösterdik.

Bu Âyetin İndiriliş Sebebi:

Yahûdiler kendi bâtıl ve tutarsız anlayışlarına göre Allah’ın Resûlü Hz. Muhammed’i (sav) ayıplayarak şöyle dediler: Biz Muhammed’i kadınlarla evliliğe büyük bir ilgi içinde görüyoruz. Eğer inandığı ve tebliğ ettiği gibi gerçekten peygamber olsaydı, peygamberlik görevi O’nu bu tür ilgilerden uzak tutardı.. İşte bu olay, yukarıda mânası sunulan ve diğer peygamberlerin de evli olduklarını açıklayan Ra’d Sûresi’nin 38. âyetinin Rabbimiz tarafından indirilişine sebep oldu.

Büyük bilgin ve mutasavvıf Sehl b. Abdullah şöyle der: Kadınlar Allah tarafından Yüce Peygamberimize de sevdirildi. Onlara karşı nasıl ilgi duyulmaz ?

Büyük bilgin ve sofi Sufyan b. Uyeyne de şöyle der: “Sahâbîlerin ileri derecede ibâdete düşkün zahidleri bile çok eşli., idiler.”

Cinselliğe ilişkin Peygamberi Sünnet’i izlemek de ibâdettir

dua ile ilgili hadislerYukarıda açıkladığımız üzere Allah’ın Resûlü’nün cinsel vasıflı buyruklarına itâat etmek de ibâdet olduğundan, fiilî ve sözlü sünneti izleyerek, cinsel ilişkide bulunmak da ibâdettir. Meselâ cinsel iliş­kiden önce:

a- Besmele çekmek,

b- Şeytan’dan Allah’a sığınmak,

c- İyice seviştikten sonra ilişkiye başlamak,

d- Eş (kadın) doyuma ulaşmadan ilişkiyi bitirmemek,

e- Eşin onayını almadan rahmin dışına boşalmamak v. s.

Özel bölümünde hadîsler ışığında açıklayacağımız bu cinsel sün­net görevlerini uygulamak da şüphesiz sünneti izlemek olacağından ibâdettir.

Cinsel hayatın ibâdet hayatının bir bölümü olduğuna dâir yap­tığımız açıklamaları yeterli buluyoruz.

Aslında bu kitabda okuyacağınız cinsel hayatımızla ilgili İlâhî düstûrların her biri, cinsel hayatın ibâdet hayatının bir bölümü ol­duğunun belgesidir. Çünkü ibâdet; Allah’ın ve Peygamberi’nin emir­leri ve yasaklarının gereğini yapmaktır.

Burada bir hususa değinmek isteriz:

Râviler, hadîsleri bize Peygamberimizin kullandığı kelimelerle değil, anlam olarak kendi ifadeleriyle aktarmaktadırlar. Hadîsler anında yazılamadığı için bu da kaçmılamaz bir durumdu. Bu sebeple Peygamberimizden nakledilen sözlerin onun orijinal söylemleri olmadığı bilinmelidir.

Eşle İlişki İbâdettir

namazAllah’ın ve Peygamberi’nin haram kıldıklarından kaçınmak farz­dır.

Farzların yapılması için yapılması gerekenler de farz olduğun­dan, cinsel haramlardan korunmamıza yardımcı olacak girişimlerde bulunmak da farzdır. Farzların ifâsı ise Allah’a itâat olup ibâdettir.

Aşağıda sunacağımız hadîs bu gerçeği açıklamaktadır.

Eşle ilişkiye sevap verilir

Sahâbî Ebû Zer (r.a) anlatıyor.

Allah’ın Resûlü şöyle buyurdu:

“Sübhânallah” şeklindeki her bir tesbihde, “Elhamdülillah” şek­lindeki her bir hamdde, “Allahü Ekber” şeklindeki her bir tekbirde, “La ilahe illellah” şeklindeki her bir tehlilde, her bir Hakk’a çağır­mada ve her bir bâtıldan sakmdırmada sadaka/hayır sevabı vardır.

(Bunlar bir tarafa) sizden birinizin eşi ile cinsî münâsebette bulun­masında bile sadaka sevabı vardır.

Ashab-ı Kirâm hayret ve de merakla sordular:

- Ya Resûlallah! Bizden biri cinsel arzularını tatmin eder de, bu sebeple ona nasıl sevap verilir?

Pek tabîi ki verilir. Ya sizlerden biri zinâ yapacak olsaydı, yaptığı zina­dan ötürü günaha girmeyecek miydi? Buna ne dersiniz? Bunun gibi, nikâhlı eşiyle tatmin bulduğu zaman da kendisine sevap verilir,

Allah şanını artırsın Peygamberimiz bir diğer hadîslerinde de şöyle buyurur:

“Allah, kişinin karısıyla sevişmesi; cinsel ilişkide bulunmasından hoşnut olur. Onlara bu sebeble sevâp verir ve onlar için helâl rızık yaratır.”

Çocuk için ilişkiye sevap verilir

Allah ilk insanı topraktan yaratmış, üremesini dilemiştir. Çoğal­masını da cinsî münâsebete bağlamıştır. Yaşayan bir hayır olabilecek duâcı bir çocuğa sâhip olmak amacıyla eşle cinsî münâsebet Allah’ın ihsanına tâlip olmaktır. O’nun ihsanına O’nun meşrû kıldığı yoldan tâlip olmak da O’nun rızasına ermektir. Bu sebeple çocuk sahibi ol­mak amacıyla cinsel ilişkide bulunmak da ibâdettir.

Sunacağımız hadîs bu gerçeği ortaya koymaktadır.

* Ebû Zer (r.a) anlatıyor. Allah’ın Resûlü bize şöylece öğüt verdi:

-         Güneşin doğduğu her bir gün kişinin kendi nefsi için sadaka vermesi lâzımdır.

Ben de ortaya çıkıp şöyle dedim:

Ya Resûlallah! Bizim malımız yok. Meselâ ben nereden bulup da sadaka vereceğim?

Bu sözlerim üzerine şöyle buyurdu:

(Sadaka kapıları çoktur. Açıklayacaklarım) sadaka kapılarındandır.

Siibhanallah, Elhamdülillah, Allahii Ekber, Lâilâhe illellah, Estağfirullah.. (Bütün bu zikirler sadakadır.)

Hakk’a çağırırsın, dînin-ilmin ve olgun aklın karşı çıktıklarından sakın­dırırsın, insanların geçtiği yollardan dikenleri, kemikleri ve taşları kaldı­rırsın, a’maya yol gösterirsin, sağır ve dilsize anlayacağı şekilde duyuruda bulunursun, nasıl çözümleneceğini bildiğin işte senden aracılık isteyene öncülük edersin, yardım dileyen âcize bütün gücünle koşarak; zayıfa da bütün kuvvetini kullanarak yardım edersin.

işte bütün bunlar da nefsin için açabileceğinsadaka kapılarındandır.

Üstelik eşinle yapacağın ilişki sebebiyle de sana sevap verilir.

-         Ya ResûlallahiArzularımı giderip tatmin etmemden ötürü bana nasıl sevap verilir?

-         (Ya Ebû Zer!) Söyle bakalım. Senin bir çocuğun olsaydı, büyüyüp de tam faydasını göreceğin zaman ölseydi, sana onun ölümünden ötürü sevâp verilir miydi?

-         Evet verilirdi Ya Resûlallah!

-         Peki Ya Ebû Zer! Sevap almana vesile olacağım varsaydığımız bu çocuğu sen mi yaratmış olurdun?

-         Hayır. Allah yaratmış olurdu.

-         Sen mi onu dosdoğru yola erdirmiş olurdun?

-         Hayır. Allah erdirmiş olurdu.

-         Sen mi rızıklandırmış olurdun?

-         Hayır. Elbette Allah rızıklandırmış olurdu.

-         İşte böyle Ya Ebû Zer! Demek ki sen ilişkide bulunarak, onun hayatına vesile olmuş olmandan ötürü sevap almış olurdun.

Şimdi sen hayat maddesini yerli yerine (eşinin döl yatağına) akıt; onu haram rahme boşaltma.

Allah dilerse onu yaratır ve yaşatır. Dilerse yaratmaz, yaratsa da öldü­rür. Fakat sen çocuk isteyen eyleminle sevap alırsın.

Cinsel Hayat da Allah’a İbâdet Yoludur

kadınlarAllah; varlığını kendi zâtından alan ezelî ve ebedî olan Rab’dır.

O, birdir, bütün varlıklar O’na muhtaçtır. Doğmamış, doğurma mıştır. Eşi ve benzeri yoktur. Bilici, işitici ve görücüdür.

Bütün varlıkları yaratan O’dur.

O, Hz. Adem’i yarattı. Onu yarattığı özden eşini halk etti. Üreme kanûnunu koydu. Hz. Âdem ve eşinden erkekleri ve kadınları çoğalt­tı.

Yüce Allah ebedî hayat takdir ederek yarattığı insana, akıl ve irâde verdi. İrâdesini dilediği gibi kullanma yetkisi bahşetti. Sonra de onu kulluk denemesine tâbi tuttu. Kulluğun esasını da ibâdet kıldı.

Şanı büyük olan Allah (c.c) ilk insan Hz. Âdem’i ilk peygamber: olarak vazifelendirdi. Hz. Âdem’le ve ondan sonra insanlar içinder seçip gönderdiği her bir peygamberle insanlara kendi zâtına ibâdel etmelerini emir buyurdu. İbâdet etmeleri için yaratıldıklarını du­yurdu. Ölüm gelinceye kadar ibâdet etmek ve ibâdette sabır gös­termekle yükümlü tuttu.

Biz bu bölümde İslâmî ölçüler ve amaçlar gözetilerek yaşanacak cinsel hayatın ibâdei hayatının bir bölümü olduğunu özel âyet ve hadîs delilleriyle açıklamaya çalışacağız Ancak bu özel deliller olmasaydı bile, cinsel hayatı ibâdet hayatının bir bölümü olarak değerlendirmek mümkün olurdu. Çünkü yapılması ve yapılmaması doğrudan sevap veya

Allah; ibâdetli kullarını Cennet yurtlarında sonsuz mutluluğa erdireceğini müjdeledi. îman ederek kendisine yönelmeyen, yöneldiği halde gereğince ibâdet etmeyen kullarını Cehennem azâbı ile kor­kuttu.2

O, insanları yaratmaya, onları denemeye uğratmaya ve kullukla vazifelendirmeye elbette muhtaç değildi. Ama diledi ve yarattı. Yarattı ve görevlendirdi. O, sorumlu tutan fakat sorumlu tutulama­yan, dilediğini yapan Rab’dır.3

Gerçeğin özü odur ki; insan ibâdet için yaratıldı. Onunla görev­lendirildi. Ebedî saâdeti de ona bağlandı.

İbâdet Nedir?

İbâdet; Allah’ın ve O’nun Resûlü (elçisi) Hz. Muhammed’in emir­leri ve yasaklarına itâat etmektir.4

günah kapsamına girmeyen mübah işlerin dahi Allah’ın rızası gözetilerek ibâdete dönüştürülmesi mümkündür. Müfessir M. Ali Sabûnî bu gerçeği şöyle açıklar:

İslâm bilginleri amelleri (işleri) üç kısma ayırmışlardır:

a- (Namaz, oruç ve zekât gibi) emrolunanlar. Bunların ihlasla yanî Allah’ın rızası gözetile­rek yapılması lazımdır. Bunlar yapılırken Allah’ın rızası dışında amaçlar güdülürse, yapılanlar riyakârlık olur. (Riyakârlık ise kişiyi günahkâr kılar.)

b- (İçki, zinâ ve faiz gibi) yasaklananlar. Allah’ın rızasına ermek amacıyla bunlardan kaçman kişi sevap kazanır. O’nun rızasına yönelik olmaksızın kaçman kişi ise yalznızca sorumluluktan kurtulur.

c- Yemek, uyumak ve cinsel ilişkide bulunmak ve benzerleri gibi yapılması veya yapılmaması kişinin seçimine bırakılmış mubahlar. Kişi bunları Allah’ın rızasını gözeterek yaparsa sevap kazanır. O’nun rızasını gaye edinmezse sevap alamaz. İyice bilinmelidir ki ibâdet için kuvvet sağlamak maksadıyla yemek ve cinsel haramlardan korunmak amacıyla eşle cinsel ilişkide bulunmak örneklerinde olduğu gibi, Allah’ın rızası gözetilerek yapılan bütün mubahlar Allah’a ibâdet olur. Safvetüt-Tefâsir Beyyine Sûresi sonu.

Allah’ın yasalarına itâat ederek ibâdet etmek

Mükellef mü’min insan tarafından bilinmesi ve uygulanması ge reken ilk görev ibâdettir.

İbâdet etmekle yükümlü olan insan, nasıl ibâdet edeceğini bile meyeceğinden, ona nasıl ibâdet edeceği öğretilmiştir.

Kıyamet’e kadar devam edecek olan Muhammed çağı insanlığ için ibâdetin ana yolu; Allah’ın, Kur’ân-ı Kerîm’deki emirleri vt yasaklarına boyun eğmektir/uymaktır.

Kur’ân-ı Kerîm Allah’ın Kitabı’dır. Yüce Allah onu söz ve mânı olarak Hz. Muhammed’e Cibrîl (Cebrâil) isimli melek aracılığıyla, yir mi üç senelik zaman kesiti içinde, bölüm bölüm olarak, vahiy yolu yİ ı indirdi.

 

Cinsel Hayat

Allah'ın razı olduğu kadınlarAkıl ve bilim yoluyla öğrenilemeyecekleri de öğreten Kur’ân-ı Kerîm’e göre insan, Allah’ın, Rûhu’ndan değerler üflediği toprak asıllı bir varlıktır.

Yerüzünde kulluk denemesine uğratılacağı için O, bütün olumsuzlar gibi (Fücûr) tüm olumlulara (Takva) da eğilimli ve yetenekli kılınmıştır.

Hayvanlarla müşterek olan cinselliği onun toprak tarafına ilişkin olup Fücûr’a yatkın yönüdür. İslâm, emirleri ve yasaklarıyla cinselliği de ibâdetleştirerek onun aşağılık yönünü rûhsal yüceliğine aracı kılmış; Allah’ın rızasına ve Cennet’e götürücü amel eylemiştir.

Bu sebeple cinsellik ibâdet hayatının bir bölümüdür.

Peygamberimizin Cinsel Öğretimi

AA'DAN YILIN FOTOGRAFI OYLAMASI (2)“Ey Peygamber! Rabbin tarafından sana indirilen buyrukları tebliğ et. Eğer onları tam anlamıyla tebliğ etmezsen elçilik görevini gereğince yapmamış olursun. Görevini yaptığın sürece Allah seni insanlara karşı koruyacaktır. Allah inkârcıları doğrulara erdirmez.”

Allah’ın Resûlü Kur’ân âyetlerini tebliğ ediyor ve açıklıyordu.

Allah şanını ve bağlılarını artırsın Allah’ın Resûlü Hz. Muham- med cinsel hayatla ilgili Kur’ân âyetleri indirildikçe bu âyetleri tebliğ ediyordu. Tebliğ ettiği âyetlerle alâkalı gerekli açıklamaları da yapı­yordu.

Yüce Allah, Bakara Sûresi’nin, kadınların ay hali ile ilgili ikiyüz yirmi ikinci âyetini indirdiğinde Allah’ın Resûlü bu âyeti tebliğ etti.

Allah’ın Resûlü hu âyeti tebliğ etti ve mü’minlere âdet halinde bulunan kadınlarla bir arada yemelerini, içmelerini, evlerde beraber oturup kalkmala­rını ve cinsel münâsebetin dışında her türlü rutin ilişkileri kurmalarını emir buyurdu.’

-Salât ve selâm üzerine olsun- Allah’ın Resûlü okunan vahiy olan Kur’ân âyetleri çizgisinde kendisine bildirilen cinsel nitelikli İlâhî buyrukları açıklayarak da, cinsel öğretimini sürdürüyordu.

Kitabımızda yer alan hemen hemen bütün âyetlerde ve hadîslerde cinsellikle bağlantı görülecektir. Bunun sebebi âyetleri ve hadîsleri özellikle cinsellikle irtibatlandırmaya çalışmamız değildir. Konumuz gereği -doğrudan veya dolaylı olarak- cinsellikle ilgili olan âyetleri ve hadîsleri bir araya getirmiş olmamızdır. Bu sebeple okuyucunun “Kur’ân ve Sünnet yalnızca cinselliği mi konu almaktadır?” şeklinde bir tereddüde kapılması son derece hatalı olur.

O, bir hadîslerinde şöyle buyurur:

“(Allah’a, meleklerine ve insanlara karşı) hayalı/utançlı olunuz.

İyice biliniz ki Allah gerçekleri bildirip emretmekten haya etmez; çekinmez.

(Ey Mü’minler!) Kadınlarınıza arka organlarından (anüs) cinsel ilişkiyi kesin.

İletilen sorular ve sorunlar sebebiyle açıklamalar yapıyordu.

Yüce Peygamberimiz Hz. Muhammed (sav) kendisine doğrudar sorulan sorulan cevaplandırarak, dolaylı olarak intikal ettirilen konu­lara açıklık getirerek de cinsel öğretimini sürdürüyordu.

Örneğin o, uzun süre çölde kaldıkları için cünüblii lüklerini gide­recek su bulamadıklarında ne yapacakları soranlara Teyemmüm yap­malarını gereğini ve nasıl yapılacağını öğretmişti.

Huzurunda, rahmin dışına boşalma türünden çocuk oluşumum engelleyici korunma işlemlerinden söz edilince, Kur’ân’dan hareketle o tür önlemleri, “çocuğu gizlice toprağa gömme” olarak nitelemiş Allah’ın kader programı içine aldığı canlıların mutlaka yaratılacağın duyurmuştu.

Tanık olduğu olaylar üzerine de açıklamalar yapıyordu.

Mesela, O, karnı üzerine yatan bir adamı görünce şöyle buyurmuştu:

“Bu tarz yatış, Allah’ın sevmediği bir yatıştır. (Böyle yatmayınız.)”

Kendi duygularından hareketle de bilgiler sunuyordu.

Allah’ın Peygamberi bir insan, olgun bir erkek olarak bizzat duy­duğu cinsel duyguların diğer bulûğa ermiş (ergin) erkekler tarafından duyulabileceği gerçeğinden hareket ederek ve yönlendirici uyarılarda bulunarak da ilk mü’minleri cinsel terbiyeden geçiriyordu.

O, değinilen amaçla bir hadîslerinde şöyle buyurmuştur:

“Hoşuna giden bir kadın vesilesiyle sizden birinizin kalbinde cinsel arzu oluşursa, hemen eşinin yanma giderek onunla cinsel ilişkide bulunsun. Bu tarz davranış, içinde oluşanı giderirdi.

Cinsel öğretim kadınları da içine alıyordu

Allah’ın Resûlü yukarıda ana hatlarıyla değinmeye çalıştığımız cinsel öğretim görevini yalnız erkeklere yönelik olarak sürdürmü­yordu. Kadınlara da hitab ediyor, onları da uyarıyor ve yetiştiriyordu. Doğrudan kadınlara hitab eden birçok hadîsleri arasında şu iki hadîsi misal olarak sunabiliriz:

“Herhangi bir kadın koku sürünerek(evinden) çıkar, parfümünün kokusunu alarak kendisine ilgi duymaları için bir topluluğun yanından geçerse, o kadın manen zinâcıdır.(Bakılması haram kılman organlara ba­kan) her göz de zinâcıdır,”

“Kadınlar arasında sevicilik ziııâdır; haramdır.”

Cinsel öğretimin bir arada yapıldığı da oluyordu

Allah’ın Resûlü cinsel hayatla ilgili yapılması ve kaçınılması gere­kenleri mü’min erkeklere ve kadınlara açıklamaya çalıştığımız yollar­la ayrı ayrı öğretiyordu. Onun öğütleri ve emirleriyle cemâat namazı­na erkekler yanısıra kadınlar da katıldığı için, müşterek öğretimde bulunduğu zamanlar da oluyordu.

Şu hadîsi, müşterek öğretime bir misal olarak verebiliriz:

Yezîd kızı Esma (r. anha) bizzat şahit olduğu olayı şöyle anlatı­yor.

Kıldırdığı bir namaz sonrasında Peygamberimiz çevresinde ayrı ayr oturan erkekler ve kadınlara yerlerinden kalkmamalarım işret etti. Suâli içe­ren bir üslûpla önce erkeklere sordu:

Galiba içinizde kapısını kapatıp eşiyle ilişkiye girdikten sonra, karısı ili yaptıklarını açıklayan erkeklerler var?

Sonra da kadınlara yönelerek sordu:

Sizin içinizde de mi kocası ile yaptıklarım anlatan kadınlar var?

Topluluktan bir cevap çıkmayınca şöyle dedim:

Evet, var Ya Resûlallah! Allah’a yemin ederim ki erkekler de bu şekildt konuşuyorlar. Kadınlar da böyle laflar ediyorlar.

(Benim bu açıklamam üzerine) Allah’ın Resûlü, ardından gerekçesin açıklayarak şu talimatı verdi:

Cinsel hayatınızı açığa vururcasına konuşmayınız. Bu şekilde konuşaı erkek ve kadın, erkeği dişisine rastlayan ve insanlar kendilerine bakıp durur ken, erkeği dişisinin işini bitiren erkek ve dişi şeytan gibidir.”

Sahâbîler aldıkları eğitim gereği gerçekçiydiler

Allah’ın Resûlü’nün cinsel ihtiyaçları ve bu ihtiyaçların karşılana­rak bedenî ve rûhî sükûna erilmesi yolundaki helâl atılımları insan hayatının tabîi bir parçası olarak görmesi, diğer mevzûları açıkladığı gibi, cinsel konuları da nezih bir üslûpla dile getirmesi, ilk mü’minler olan sahâbîleri gerçekçi yapmıştı.

Evet, onlar aldıkları Peygamberî terbiye gereği cinsel meselelerde son derece gerçekçi idiler.

Bunun içindir ki sahâbîler öğrenmek istedikleri cinsel hayatla ilgi­li konuları gelip Allah’ın Resûlü’ne rahatlıkla soruyorlardı.

Aşağıdaki hadîsi bir misal olarak değerlendirebiliriz.

Cabir İbn-ü Abdullah (r.a) anlatıyor:

Bir sahâbî tarafından (cinsel ilişki, mastürbasyon veya rüyalanma yoluyla) cünüp olan kişinin durumu ile ilgili olarak Allah’ın Resû­lü’ne (sav) soruldu:

(Ya Resûlallah!) Cünüp olan kişi (yıkanmadan) uyuyabilir mi? Yemek yiyebilir veya bir şey içebilir mi? Şöyle buyurdu:

- Evet, (cinsel organını yıkadığı ve) namaz için aldığı gibi abdest al­dığı zaman uyuyabilir ve yiyip içebilir.

Sahâbîler öğrenmek istedikleri meseleleri sordukları gibi yaptık­ları ve günah olduğu endişesine kapıldıkları hususları da gelip O’na arzediyorlar, ne yapmaları gerektiğini öğreniyorlardı.

Ömer b. Hattab Allah’ın Resûlü’ne geldi ve şöyle dedi:

Mahvoldum Ya Resûlallah!

Seni mahveden nedir?

Ya Resûlallah! Üreme organından fakat arkadan yaklaşarak ka­rımla ilişkide bulundum.

Hz. Peygamber ona bir cevap vermedi. Bu sırada Bakara Sûre- si’nin ikiyüz yirmi üçüncü âyeti Allah’ın Resûlii’ne vahyedildi:

“Kadınlarınız sizin tarlanız; ekim alanmızdır. O halde ürür alacağınız organdan dilediğiniz gibi ilişkiye girin. Nefisleriniz içir (besmeleyi, duâyı ve sevişmeyi) öne alın. Allah’ın emirleri ve yasak­larına aykırılıktan korunun. Onun huzûruna varacağınızı da bilin

(Ey Peygamber! Âdet hali teması ve ters yol ilişkisi gibi haramlardar kaçman) mü’minleri müjdele.”

Bu âyeti tebliğ ettikten sonra Allah’ın Resûlü bütün mü’m ini ere yönelik olarak şöyle buyurdu:

Önden veya arkadan yaklaşarak fakat mutlaka döl yatağından cins temasta bulun. Arka organdan (anüs) ve âdet gören eşinle cinsi münâsebettt bulunmaktan sakın.

Sahâbîler Allah’ın Resûlü’ne “Hayat Önderi” olarak inandıklar: için karşılaştıkları bütün problemleri O’na arzettikleri gibi, cinse problemlerini de O’na arzediyorlardı.

Onlar için siyasî veya İktisadî bir problemle cinsel bir problen arasında fark yoktu. Problemlerinin çözümünü almadıkça da eyleme geçmiyorlardı.

Kadınlar da cinsel konularda gerçekçiydiler

Allah’ın Resûlii’nün cinsel hayatla ilgili İlâhî buyrukları, erkekle­rin yanısıra kadınlara da tebliğ edip öğretmesi, erkekler gibi kadınla­rın da sorumlu olduklarını duyurması, onları da cinsel konularla ilgi­lenmeye sevkediyordu.

Nitekim kadınlar da geliyor, bizzat kendileri sualler soruyordu. Bu sualler/sorular içinde bir kadının cinsel hayatının en mahrem yönlerini açığa vurucu vasıfta olanları da vardı.

Ümmü Süleym, Hz. Peygamberin eşlerinden Ümmü Seleme’nin (r. anha) komşusuydu. (Zaman zaman) onu ziyaret ederdi. Bu ziyaret­lerden birinde Allah’ın Resûlü çıkagelince O’na sordu:

Ya Resûlallah! Rüyasında kocasının (veya bir başka erkeğin) ken­disiyle ilişkide bulunduğunu gören kadının yıkanması gerekir mi? Ne buyurursunuz?

(Böylesine bir suâlin sorulmuş olması utandırmış olacak ki) Hz. Ummü Seleme, Ummü Süleym’e yönelerek şöylece serzenişte bulundu:

Allah iyiliğini versin, baltayı taşa vurdun Ya Ümmü Süleym! Allah’n Resûlü’nün huzûrunda kadınları küçük düşürdün.

Ummü Süleym de şu karşılığı verdi:

Şüphesiz ki Allah gerçeği bildirip emretmekten utanmaz ve uta- nılmasmı da emir buyurmaz. Bizim kesin olarak bilmediğimiz husus­ları Allah’ın Resûlü’ne sormamız o hususlarda gerçekleri görmez- bilmez bir körlük içinde olmamızdan daha hayırlıdır.

(Ümmü Süleym’in sualinin ve gerekçesinin doğruluğunu onay­lamak için) Allah’ın Resûlü: “Allah asıl senin iyiliğini versin. Çıkmaza giren sensin Ya Ümmü Seleme!” dedi ve suâlin cevabı olarak da şöyle bu­yurdu:

“Evet Ya lEmme Süleym! Rüyalanan kadın, orgazm olup boşaldığındı yıkanması gerekir; boşalmazsa gerekmez.”

Ensardan bir diğer kadının aynı anlamda bir sual sorması ve Hz Âişe annemizin bu suâli Hz. Ümmü Seleme validemiz gibi kadınlar küçük düşürmek şeklinde değerlendirip çıkışması üzerine Allah’ır Resûlü ona da şöyle buyurmuştur:

Ya Âişe! Kadına müdâhale etme. (Dilediğini sorsun.) Zira Ensar’n kadınları (Müslüman kadınlarca) bilinmesi gerekenleri soruyorlar,

Utandıkları için bizzat soramayan kadınlar vardı. Kadınla: arasında utandıkları için bizzat soru soramayanlar Peygamberimiz’in eşlerim aracı kılıyorlar, onlar vâsıtasıyla bilgi ediniyorlardı.

Peygamberimiz’in eşlerinden Ümmü Seleme (r. anha) anlatıyor.

Medine’li mü’minler olan Ensar’m erkekleri arkadan yaklaşaral fakat üreme organından cinsel ilişkide bulunuyorlardı.

Yahûdiler de şöyle deyip duruyorlardı:

Karısına arkadan yaklaşarak önden temas eden kişinin çocuğı şaşı olur.

Muhâcirler hicret ederek Mekke’den Medine’ye geldiklerinde En sar’m kadınlarıyla evlendiler. Kadınlarına arkadan yaklaşarak münâ sebette bulundular. Fakat Yahûdilerin sözlerinden etkilenen bir Ensa kadım kocasının bu şekilde yaklaşmasına karşı koydu ve ona şöylı dedi:

İyice bil ki ben Allah’ın Resrılü’ne giderek bu şekilde yaklaşma­nın sakıncası olup olmadığını öğreninceye kadar, sen asla bu şekilde ilişkide bulunmayacaksın.

Bu kadın kalktı, Ümmü Seleme’ye geldi ve durumu ona anlattı. Ümmü Seleme de ‘Allah’ın Resûlü gelinceye kadar otur’ diyerek kadını buyur etti.

Allah’ın Resûlü gelince kadın O’na bizzat sormaktan utandı. (Ummü Seleme’den sormasını rica ederek) dışarı çıktı.

Ümmü Seleme sorunca, Allah’ın Resûlü “kadını çağır,” buyurdu. O da, kadını içeri aldı. Allah’ın Resûlü Bakara Sûresi’nin iki yüz yirmi üçüncü âyetini ona okudu ve şöyle buyurdu:

- Urenıe organından olmak şartıyla dilediği gibi yaklaşabilir.’

(Burada dikkatlerimizi çeken husus utandığı için sorusunu bizzat yöneltemeyen kadına, Peygamberimizin doğrudan bizzat cevap ver­mesidir.)

Cinsel problemlerini açıkça anlatan kadınlar da vardı

Kadınlar bizzat veya bilvâsıta/aracı ile sualler sormanın yanısıra, çözümünü arzuladıkları cinsel vasıflı problemlerini de Allah’ın Resû­lü’ne arzedebiliyorlardı.

Bizzat arzedilen bu problemler içinde kocasının cinsel iktidar­sızlığı sebebiyle ayrılma isteğini ihtiva edenler de vardı. Aşağıdaki hadîsi ilginç bir örnek olarak sunuyoruz.

Allah kendisinden razı olsun Hz. Aişe anlatıyor.

Rifna el-Kurezî’nin karısı Allah’ın Resûlü’ne geldi ve şöylece marûzatda bulundu:

Ya Resûlallah! Ben Rifâa’mn eşi idim. Beni boşadı. Ben de Abdurrahman b. Zebir ile evlendim. Ne var ki Abdullah b. Zebir’in cinsel organı elbist saçağı gibi yumuşaktır. İlişkiye giremiyor.

Kadının bu açıklaması üzerine Allah’ın Resûlü gülümsediler ve şöyh buyurdular: Sen Rıfâa’ya mı dönmek istiyorsun? Hayır sen evlendiğin koca nın balcağızından tatmadıkça, o da senin balcağızından tatmadıkça(ilk ko can Rıfâa’ya dönemezsin.)’

Bu ve benzeri olaylardan bizim almamız gereken ders, Allah’ir Resûlü gibi gerçekçi olmamız, cinsel problemlerin arzedilmesini tabî ve hoşgörülü karşılamamızdır.

Cinsel öğretim ertelenemez ve dışlanamaz

Erkek ve kadın her mükellef Müslümana yönelik İlâhî emirler vı yasakların mühimce bir bölümü cinsel duygular, bu duyguları oluş turan davranışlar, cinsel organlar ve cinsel faâliyetlerle ilgili olduğun dan Kur’ân ve Sünnet ölçüleri içinde cinsel öğretim farzdır. Pek tabiî dir ki bu öğretim genelde, ancak ve ancak Kur’ân ve Sünnet ölçülerin esas alan bir eğitim sistemi içinde gerçekleştirilebilir.

Cinsel öğretimde Kur’ân ve Sünnet’in belirlediği ve İslâm bilgin lerinin eserlerinde işlediği muhtevayı değil de, ilim ve ahlâk dışı neş riyatın sergilediği istismarcılığı ve cinsel birleşme tekniklerinin resim lendirilmesini anlayanlar için “cinsel öğretim”ifadesiyle “farziyet’ sözcüğünün bir arada, hüküm belirtici bir üslûp içinde kullanılmas garipsenebilir. Ancak gerçek, gerçektir.

Gerçekçi Kadınlar:

Hiç şüphesiz Rifae’nin karısı gibi hayası problemini arzetmesiııe engel olmayan gerçekı kadınlar çok azdı. Erkekler de kadınların bu tür konuşmalarına karşı çıkıyorlardı. Nitekir huzura girmek için dışarıda bekleyen Hâlid b. Saîd, kadının konuşmasına kulak misafiı olunca Allah’ın Resûlü’nün yanında bulunan Hz. Ebû Bekir’e şöylece söylemekten kendir alamadı:

- Bu kadını Allah’ın Resûlü’nün huzurunda böyle konuşmaktan men etsen ya! Müsned 6/37. Onuncu bölümdeki Hülle bahsine bakınız:

Dışımızdakiler istismar ediyor veya bazı mü’minlerin idraklerine sığdırılamıyor diye farz bir öğretim ertelenemez. Ertelenmesi cinsel hayatı ibâdet hayatının bir bölümü olmaktan çıkarır ve de günahlar yaşamı haline dönüştürür ki, sonucu elem verici İlâhî bir azâba uğramaktır.

Kaldı ki hak bilgilerin doldurmadığı boşluğu bâtıl bilgiler doldu­rur. Doldurmaktadır da. Hem bu bâtıl bilgiler, yalnız ibâdet ve ahlâk hayatımızı değil, îman hayatımızı da kemirmektedir.

Hiç şüphe etmiyoruz ki basit bir araştırma yapılsa, İslâm Dîni’nin haram kıldığı çıplaklığı, flörtü, müt’a nikâhını, ay hali temasını, sek­süel neşriyatı vs. yi tabîi gördüğü, İslâmî boşama usûlü ve sınırlı çok evlilik ruhsatını gayrı medenîlikle suçladığı için, kâfirliğin sınırları içine düşen nice Müslüman gö rülecektir.

Zaten bu kitap, böyle bir tesbit yapıldığı ve ızdırabı duyulduğu için kaleme alınmıştır.Yüzü koyun yatış, diğer hadîslerde Allah’ı öfkelendirer Şeytanî nitelik taşıyan ve Cehennemliklerin tarzı olan bir yatış olarak vasfedilmektedir.

Açıklanan amaçla kokulanan kadının zinâcı olarak vasıflanması, bu tür kokulanmanın günahkâr kılacağım açıklamak ve bundan şiddetli bir dille sakındırmak içindir. Yoksa, – özel bölümünde açıklanacağı üzere- zinâ evlilik dışı cinsel ilişki ile gerçekleşir.

Hz. Ümmü Seleme ve Hz. Âişe annelerimizin kmayıcı müdahaleleri, ilk İslâr Toplumu’nda kadınların Allah’ın Resûlü’ne cinsel nitelikli sualler yöneltmelerinin, değ: yalnızca erkekler tarafından kadınlar tarafından bile yadırgandığım göstermektedir. N var ki Allah’ın Resûlü sualler sorulmasını tabiîi bir durum olarak değerlendirmiş, sualle sorulmasının yadırganmasını yadırgamıştır. Sözlü sünnetin bu bir örneği bile, cinse öğretimin önemini yeterince açıklamaktadır.

Kur’ân’ a Göre Cinsel Eğitim

çocuğa söz nasıl dinletilirİslâm Dîni, ilkelerini Allah’ın ve peygamberi Hz. Muhammed’in koyduğu bir hayat nizamıdır.

Şanı yüce olan Allah’ın, insanları inanmakla ve yaşamakla mükel­lef tuttuğu bu Yüce Din; fert ve toplum hayatını bütünüyle kuşatı­cıdır. O, insan hayatını bütünüyle kuşattığı gibi cinsel hayatı da çev­relemekte, koruyucu ve yönlendirici yasalarıyla kulluk sınırları içine almaktadır.

Cinsel nitelikli farz görevlerin ve haramların öğretimi farzdır

İslâm Dîni’nin îman esaslarını, görev yükleyici bütün emirleri ve yasaklarını öğrenmek farz-ı ayındır.1 Mutlaka yapılması gereken bir İslâmî görevdir.

Her bir mü’min tarafından öğrenilmesi farz-ı aym olan bilgileri, öğrenmekle yükümlü olduğumuz gibi bizzat veya kişi ve kurumlar aracılığı ile erkek ve kız çocuklarımıza öğretmekle de yükümlüyüz.

Bu hususta İslâm bilginlerinin ittifakı vardır.

Islâm Dîni’nin cinsel hayatı düzenleyici düstûrlarının büyük ço­ğunluğu yapılması gereken emirler (farzlar) ve kaçınılması gereken yasaklar (haramlar) şeklinde olduğu içindir ki, bu İlâhî emirler ve yasakların belirlediği müfredat içerisinde cinsel öğretim farzdır.

Farz-ı ayın: Her bir mü’min tarafından bizzat yapılması gereken Allah veya Peygamber emri.

Kâideleştird iğimiz bu gerçeği misallendirmek için dînimizin cin­sel hayatla ilgili yasaklarının (haramlarının) bir kısmına bakalım:

Cinsel arzuyla; şehvetle bakmak, evlenilebilecek bir kadın!erkekle bir ara­da yalnız kalmak, flört, cinsel duyguları uyarıcı mûsikî, zinâ, homosek­süellik, sevicilik, hayvanlarla cinsel temas, vücûdun erotik bölgelerini ve ör­tülmesi gereken yerlerini açığa vurmak, kadın ticareti, zinâ ve eşcinsellik ifti­rası, cünüblük sonrasında ğusül abdestini bir namaz vaktini aşacak şekilde ertelemek, hadımlaştırmak, kısırlaşmak, eşlerle de olsa âdet ve lohusalık gün­lerinde cinsel ilişki, zevceye/eşe arka organdan temas, dînî ve tıbbî bir ma­zeret olmaksızın kocanın cinsel arzularına karşı çıkmak, eş olan kadını ihmal etmek, eşin hakları ve özgürlüklerini kısıtlayıcı cinsel kıskançlık ve oral ilişki vs..

Yukarıda bir kısmına işaret ettiğimiz Kur’ân ve Sünnet’e dayanan cinsel haramları ve bunlarla ilgili gerekli ayrıntıları öğretmek ve öğrenmek elbette ki farzdır.

Bu haramlar öğretilmez ve öğrenilmezse nasıl bilinecektir? Bilin­medikçe de bunlardan nasıl korunulacaktır? Kaldı ki değinilen haramlar yanısıra, bir de onları aşan oranda cinsel nitelikli pek çok görevimiz vardır.

Cinsel görevler ve haramlar âhiret hayatımızla yakından ilgilidir

Mü’minler istikrarlı, şahsiyetli ve az problemli bir dünya hayatı için cinsel haramları bilmeye ve bunlardan kaçınmaya muhtaç ol­dukları gibi, Cehennem azabından korunmak için de muhtaçdırlar. Zira Allah’ın Resûlü Hz. Muhammed, Cehennem’e götürecek baş suç­ların (günahların) dille ve cinsel organla işlenen suçlar olduğunu bildirmektedir. O, Cennet’e girebilmek için cinsel haramlardan korun­mak gerektiğini de şöylece açıklamaktadır:

“(Ey Mü’minler!) Kim bana iki çenesi arasındaki dilini ve iki uyluğu arasındaki organını(yalan ve zinâ gibi haramlardan) koruyacağına ga­ranti verebilir ki, ben de ona Cennet’e gireceğini garanti edeyim.”

Öğrenme ve öğretme hayanın sınırları içine girmez

Açıklamaya çalıştığımız dînî önemi sebebiyledir ki Allah’ın Resûlü Hz. Muhammed, cinsel hayatla ilgili İlâhî emirler ve yasakların öğretimi ve öğrenimine büyük bir önem vermiştir.

Allah’ın Resûlü dil edebi ve ciddiyetini korumakla beraber haya (utanma) duygusunu cinsel öğretimine engel kılmamış, cehâlete mah­kûm eden utanmayı tasvîp buyurmamıştır.

Muhâtabmm durumu açık bir beyanı gerektirmedikçe Allah’ın Resûlü erkek-kadm ilişkisinden, örtülü ifadelerle söz ederdi. Çünkü O, peygamberlik dönemi hayatının her anı ve safhasında kendisine indirilen Kur’ân’ı izlediği gibi cinsellikle ilgili üslûbuyla da Kur’ân’ı izliyordu. Yüce Allah Kur’ân-ı Kerîm’de cinsellikle ilgili yasaklarını koyar ve açıklamalarda bulunurken, “cinsel birleşim” için kinayeli sözleri ve terkibleri kullanmıştır. Bunlar arasında “teni ten üzerine koymak”, “kadınlara yaklaşmak”, “ekim alanına istenildiği şekilde gelmek”, “kadınlara girmek”, “kadınlardan yararlanmak”, “erkek kadını çepe çevre örtmek” vs. gibi ifadeler başta gelmektedir. Ancak bu Kur’ân’ı ifadeler her fert tarafından anlaşılamayacağı, hatta yanlış anlaşılabileceği için, bütün müfessiıler tefsirlerinde bu ifadeleri cima (cinsel ilişki) ve türevleri olan kelimelerle açıklamışlardır.

Her kültür seviyesindeki insana yönelik olduğumuz için biz de güvenilir müfessirlerin ve bilginlerin metodunu izleyerek, gerek âyet ve hadîslerin tercümesinde ve gerekse konuların açıklanmasında anlaşılır ifadeleri benimsedik. Örneğin cinsel birleşim için yer yer ‘cinsel ilişki”, “cinsî münasebet” ve “cinsel temas” tabirlerini kullandık. İncelemenin tabîi akışı içinde kullanılması gerekli kelimeleri kullanmakdan kaçınmadık. Aslında kaçmamazdık da. Zira görevin, yasağın, suçun, tatminin, yoksulluğun, kıskançlığın, amacın vs. cinsel olanı da olmayanı da olduğu için buna mecburduk.

Sonuç olarak deriz ki kitabımızda kullandığımız üslûp; tefsir, hadîs ve fıkıh kitaplarımızda kullanılan üslûpdur. Dînî kaynaklarımızdaki “Kitabü’t-Tahâreti”, Kitabün-Nikâh”ve “KitabüT-Hazri vel-İbâhe” bölümleri, değindiğimiz üslûbun örnekleriyle doludur. Ne var ki biz Arabça ve Osmanlıca olan ve günümüz insanı tarafından anlaşılamayacak olan ifadeleri Türkçeleştirdik.

Haya (utanma) cinsel konuları, cinsel konular da hayayı çağrışım yaptırdığından, burada sırası gelmişken haya meselesine açıklık getirmeye çalışalım.

Haya; insanı eziklik ve pişmanlık duyacağı sözler, davranışlar ve işlerden koruyan bir iç duygusudur. Allah’a ve O’nun huzûrunda muhâkeme olunacağına îmanla gelişen haya, İlâhî emirler ve yasak­larla objektif ölçülerine bürünür.

Öz cevheri insanın yapısında bulunan haya, Allah’a, melekler’e ve insanlara karşı haya kısımlarına ayrılır.

Her bir kısmı ile haya Islâmîdir. Sâhip olunması gereken dînî bir vasıftır. Haya, bir hayırdır. İslâm Dîni’nin bütün emirleri ve yasakla­rını öğrenmek de büyük bir hayırdır. Hayır, hayra köstek değil, destek olur. Nitekim Allah’ın Resûlii “Gerçek haya, ancak hayır getirir.” buyurmuşlardır. Bu sebeple haya, farz-ı aym olan cinsel öğretime mâni görülmemiş, üstelik fazîlet olarak yorumlanmıştır.

Yüce Peygamberimizin saygıdeğer eşi, sevgili annemiz Hz. Aişe (r. anha) Medine kökenli müslüman kadınları övgü için şöyle buyur­muştur:

“Onlar ne değerli kadınlardır; utanma duyguları dinlerini iyice öğren­melerine engel olmadı.”

İslâm Dîni’nin cinsel hayatımızla ilgili emirleri ve yasaklarını öğ­retir ve öğrenirken elbette cinsel organlardan ve bu organlardan çıkan meni, mezi ve kan gibi mayilerden söz edilecektir. Cinsel duygular ve bu duyguları oluşturup geliştiren davranış türleri araştırılacaktır. Zinâ, eşcinsellik, oral ilişki, ve benzeri yasaklar konu edilecektir. Elbette eşler arası cinsel hayatı doyuma erdirecek görevler ve koruyucu yöntemler bahse konu olacaktır. Cinsel vasıflı kusurları ve hastalıkları bilmek için cinsel organların fizik yapısı da ayrıntılarına varıncaya kadar araştırma ve gözleme tâbi tutulacaktır. Misalleri çoğaltabiliriz.

Eğer bütün bunlar İslâmî hayanın yasaklayıcı sınırları içine girseydi, bu Yüce Dîn kendi bütünü içinde çelişkiye düşmüş olurdu.

Cinsel Hayattan Çekilmek Haramdır

Eşi ismiyle çağırmakAllah’ın Rasûlü Hz. Muhammed’den Mesajlar

“İslâm’da evlikten kaçınmak/cinsel hayattan çekilmek anlamına ruhbanlık yoktur.”

“Her ümmetin bir ruhbanlığı vardır. Benim ümmetimin ruhbanlığı ise Allah yolunda cihaddır.”

“Kendinize hayatı zorlaştırmayınız ki, size de zorlaştırılmasın. İşte tarihî toplumlardan biri olan Hıristiyanlar. Onlar ruhbanlığa yönelerek hayatı kendilerine zorlaştırınca yaşam da onlara zorlaştırıldı, işte onların uydurdukları ruhbanlığın kalıntıları manastırlarda görülüyor. Allah, onlarla ilgili olarak şöyle buyurur: *

“Biz onlara ruhbanlığı emretmedik. Allah’ın rızasını kazanmak arzusuyla onu kendileri uydurdu. Ama sonra ona gereği gibi uymadılar..”

Niyet edildiği takdirde bain talak meydana gelen kinai sözler

namaz“Senden ayrıldım”, “seni terk ettim”, “çık”, “git”, “cehenneme git”, “yolunu boşaltıp açtım”, “benden kurtuldun”, “benden uzak ol”, “benden ayrıl da muradına er”, “aramızda nikahı feshettim”, “aramızda nikah yok­tur”, “seni bıraktım”, “evlen”, “şimdiden sonra anam ol”,”seni istemiyo­rum, kime istersen git”, “hangi yola gitmek istersen gidebilirsin”, “sen bana domuz gibisin, ölü gibisin”, “bana yabancı ol…” gibi sözler. Bunlar­la bir talaka veya üç talaka niyet edilebilir.

Bunlarla ilgili bazı misaller:

*          “İddetini bekle” veya “rahmini temizle” veya “sen birsin” derse, ister­se üç talaka niyet etmiş bulunsun, sadece bir rıc’î talak vaki’ olur.

*          “Kendine koca ara” derse, bir talaka niyet etmişse bir, üç talaka ni­yet etmişse üç talakı bâin olur.

*          Karısına hitapla “nikahı feshettim” der ve bununla boşamaya niyet ederse, bir talak vaki olur. İmam Ebu Hanife’ye göre, üç talaka niyet ederse üçü de vaki sayılır.

*          “Sen bana kadın değilsin veya olamazsın” veya “ben senin kocan değilim” veya biri ona “karın var mıdır?” diye sorduğunda, o da “hayır” derse, bakılır: Adam ben bunu yalan söyledim, diye iddia ediyorsa, rıza ve gaza hallerinden birinde de söylemiş olsa bile, tasdik olunur, talak va­ki olmaz. Ama ben bununla boşamaya niyet ettim, derse talak vaki sayı­lır.

*          Adam karısına hitapla “Aramızda nikah yoktur”, “aramızda nikah kalmamıştır” derse, boşamaya niyet etmişse talak vaki olur.

* Kadın kocasına hitapla “sen benim kocam değilsin” der, kocası da “doğru söyledin” diye cevap verirse, İmam Ebû Hanife’ye göre talak vaki olur.

*          “Bin defa git…” der ve boşamaya niyet ederse, üç talak vaki olur.

*          Adam karısına, “git evlen” derse, bununla bir talaka niyet etmişse bir, üç talaka niyet etmişse üç talak vaki olur.

*          Kadın kocasına, “beni boşa…” der, kocası da “iddetini bekle derse talak vaki olur. Adam “ben bununla boşamaya niyet etmedim” dese bile tasdik olunmaz.

*          Bir kimse, karısının geziye çıkması üzerine: “Ben seni ip ile bağla­madım, boşsun git!” dese ve fakat bununla talak murad etmediğini söyle­se, sözü tasdik olunur.

*          Karısıyla çekişip ona; “var yıkıl git!” demekle talak murad etmedik­çe onu boşamış sayılmaz.

*          Bir kimse karısına “anam veya kızım veya kızkardeşim” demekle ta­laka niyet etmemişse talak vaki olmaz.

Eğer boşamayı kasdederek, “şimdiden sonra anam veya kızkardeşim ol!” derse, onu bâin talakla boşamış olur.