Monthly Archives: Temmuz 2014

Cinsel Eylem İktidarını Yoketmeye Kalkışmak Haramdır

doktor2“Biz onlara ruhbanlığı emretmedik. Allah’ın rızasını kazanmak arzusuyla onu kendileri uydurdu. Ama sonra ona gereği gibi uymadılar..”

Yüce Rabbimizin lânetlediği, fakat insanları saptırıcı eylemler yapmasına onay verdiği Şeytan şöyle and içmişti:

“Ben insanlara telkinde bulunacağım, onlar da Allah’ın yarat­tığı varlıklardaki özgün yapıyı bozacak, asıl amacından saptıra­caklar..”

Kur’ân-ı Kerîm’in Nisâ sûresinin anlamı sunulan bu 119. âyeti ile insanın yaratılış düzenini bir ölçüde şu veya bu şekilde bozup değiştirmek Şeytanî bir ameldir ve haramdır.

Bu âyet ve ona açıklık getirici Peygamberi yasaklar sebebiyle İs­lâm Dîni, cinsel eylem iktidarının kişinin bizzat kendisi veya bir baş­ka kişi ve kurum tarafından yok edilmesi düşüncesi, emeli ve atılı- mını şiddetle yasaklamıştır. Hiç şüphesiz bu yasağın amacı, insanın yaratılış düzeni ile çatışmasını, İlâhî deneme düzenine baş kaldırıl­masını engellemektir.

Cinsel iktidarı yok etmenin ana yolu hadımlaşmak ve hadımlaş­tırmaktır.

Hadımlaşmak

dua ile ilgili hadislerErkeklik bezlerini çıkararak veya burarak cinsel eylem iktidarını ve dölleme gücünü gidermek olan hadımlaşma insanın kendi nefsi aleyhine işlediği bir zulümdür. İnsan, nefsine zulüm değil, adâlet icra

zahid-sufi tipler, aslında kendi peygamberlerine ters düşmüş kişilerdir. Onların tavrını tasavvuf veya zühdün nitelikleri içinde göstermeye ve bu yoldan tasavvufu Hıristiyan mistisizminin bir uzantısı gibi kabul ettirmeye çalışan müsteşrikler hata veya saptırma içindedirler.

Evlenmemeyi meziyet telakki edenlerin sûfi muhitlerden olmaları, tasavvufun, prensip olarak evlenmemeyi bir değer saydığım göstermez. Tam aksine, bu tutumu sergileyenler, bağlı oldukları kurumun prensiplerinden birini yerine getirmemiş olmaktadır. Öte yandan tasavvuf tarihinde evli olmayanın irşada yani tasavvufî eğitim yaptırma görevine yetkili olmadığım savunan mutasavvıflar da vardır. Bunlardan biri de büyük Türk mutasavvıfı İbrahim Kuşadalı (ölm. 1845)dır. Şöyle diyor: “Tarîkcıtte bir şeyh müteehhil (evli) olmamış olsa kendi sâliklerini (öğrencilerini) akabe-i nefsaniyeden (nefsin engellerinden) geçiremez. Müteehhil oldukta ol akabattan geçirir.” Demek oluyor ki, evlilik tecrübesini yaşamayan rûh, fıtrat sahnesinde icrası gereken denemeleri eksik bırakmıştır. Böyle bir şahsın, insanı Allah yolculuğunda yürütmesi tam bir şekilde gerçekleşmiyor.”

Yusuf Sûresi’nin 24. ve 33. âyetleri, bu hadîsin mânasını doğruladığı gibi, Allah’ın Resûlü’nün genç kadınlarla müsâfaha (tokalaşma) etmemesi ve gözlerini korumaya özen göstermesi gibi ihtiyatî uygulamaları da doğrulamaktadır. Şeytan’ın Allah’ın Resûlü üzerinde etkili olamadığını aşağıdaki rivâyet de doğrulamaktadır.”Allah ’ın Resûlü hiç rüyalanmadı; rüyalanarak yıkanması gerekmedi. Zira rüyalanmak Şeytan’dandır.”

Gerektirici sebeplerle birden fazla eşi olan kişi; eşleri arasında yedirme, içirme, barındırma ve gecelemede adalet göstermekle sorumlu ise de, sevgi ve cinsel ilişkide adâlet göster­mekle sorumlu değildir. Çünkü buna güç yetiremez. Ne var ki kişi sevgi ve ilişki yönünden bir eşini tercih edebilirse de, diğer eşi veya eşlerini büsbütün ihmal edemez. Zira pek çok müfessire göre kadının askıda bırakılmamasmın anlamı, sevgi ve ilişki yönünden büsbütün ihmal edilmemesidir.

Besmele Çekmek ve Şeytan’dan Allah’a Sığınmak

namazÖzel bölümünde ayrıntılı olarak açıklandığı üzere İslâm Dîni helâl cinsel eylemleri ibâdet hayatının bir bölümü olarak sunmakta, cinsel hayat yoluyla da Allah’ın rızasına erişilebileceği şuûruna er­dirmektedir.

İslâm, bununla da yetinmemekte, mü’minin cinsî münâsebete ibâ­det duygusu içinde başlamasını da öğretmekte ve öğütlemektedir.

Bedenî doyum yanısıra rûhî tatmine erebilmesi için mü’mine öğretilen ve öğütlenen nedir?

Öğretilip öğütlenen önce besmele çekmesi, sonra da Şeytan’dan Allah’a sığınmasıdır. Daha sonra da Allah’ın Resûlü’nün yapılması gerekli (müek- ked) sünneti olduğu inancıyla, sevişmeye önem vermesidir.

Şimdi bunları sırasıyla açıklamaya çalışalım.

Kadın Adet Halinde De Kokulanmalıdır

kozmetiklerKadın, kocasına karşı cinsel câzibesini korumak ve artırmak için kokulanacağından, cinsel câzibesinin zayıfladığı âdet döneminde özellikle kokulanmalıdır.

Âdet halinde cinsel ilişki haramsa da, sevişmek helâldir. Kaldı ki bu dönemde vücûda yayılan ve de hoş olmayan koku, olumsuz bir tesir de bırakabileceğinden, mutlaka giderilmelidir.

Âdet döneminin sonunda kokulanmanın gereği ve özel bir şekli olduğuna da değinmekte yarar vardır.

Âdetin bitiminde yıkanılması Rabbimizin Kur’ânî buyruğudur. Bakar sûresinin 222. âyetindeki bu buyruğa göre asıl olan ve tercih edilmesi gereken yıkanılmasmdan sonra ilişkiye girilmesidir. Ancak Hanefî mezhebi müctehidlerine göre kadın, on günü doldurur veya on günü doldurmadan âdetini bitirir de bitimi üzerinden meselâ akşamla yatsı arası gibi bir namaz vakti geçerse, yıkanmaksızın cinsel ilişki helâl olur. Yıkanıldıktan sonra veya açıklanan ölçüler içinde yıkanılmadan önce ilişki kurulmak istenmesi halinde özellikle üreme organı hoş kokulu bir madde ile temizlenmelidir. Çünkü aşağıda sunulacak hadîsten anlaşılacağı üzere Allah’ın Resûlü bu özel işlemi yıkanan kadınlara tavsiye buyurmuştur.

Hz. Âişe (r. anha) anlatıyor:

Bir kadın Allah’ın Resulü’ne şöyle sordu:

-         Âdetimden temizlendiğim zaman nasıl yıkanayım?

-         Üzerine misk sürülmüş bir bez parçası al da onunla temizlen.

Kadın, Allah Resûlü’nün ifade buyurmak istediğini anlamamış fakat Hz. Âişe ona kokulandırılmış bezle cinsel organını temizlemesi gerektiğini öğretmiştir.”

Yıkanan kadınlar, kokulandırma tavsiyesine muhâtab olduklarına göre, yıkanmaksızın koca arzusuna icâbet edecek kadınlar, öncelikle muhâtab olmuş olurlar.

Kadının Kokulanması

parfumAllah’ın Resûlü’nün güzel koku kullanmayı teşvik buyuran ha­dîsleri, erkekleri olduğu gibi kadınları da muhâtap tutmaktadır. Ne var ki erkekler için câzibeli olarak yaratılmış bulunan kadınlar, güzel koku ile daha bir câzibeli olacakları için, onlara bazı kısıtlamalar geti­rilmiştir.

a- Güzel koku kadınlar için bütünüyle câzibe unsuru olduğun­dan, mü’min kadının güzel koku sürünerek evinin dışına, yabancı erkeklerin arasına çıkması yasaklanmış; haram kılınmıştır.

İslâm Dîni, kadını eşine karşı olabildiğince dişi olmaya çağırırken, mahremi olmayan erkeklerden de korunmaya çağırmaktadır. Bu sebeble kadına dişi olarak ilgi çekmeyi yasaklamış; dişiliğini belir­ginleştirici güzel kokuyu da haram kılmıştır. Allah’ın Resûlü şöyle buyurur:

“Her hangi bir kadın kokulanır, sonra da kokusunu alarak kendisine alâ­ka duymaları için bir topluluğun yanına çıkarsa, o kadın (mânen) zinâcıdır. Şüphesiz (harama bakan) her göz de zinâcıdır.”‘

Bu hadîsden açıkça anlaşılacağı üzere güzel kokular sürünerek mahrem olmayan erkeklerin yanma çıkan kadın, günah işlemiş olur.

Bu sebeble kadın, ibâdet etmek için camiye giderken bile kokula- namaz. Kokulanma onu hem günahkâr kılar, hem de ibâdetinin kabû- lüne mâni olur. Aşağıda sunacağımız hadîs bu gerçeği açıkla­maktadır:

“Hz. Ebû Hureyre karşılaştığı etekleri tozlu bir kadından parfüm kokusu alınca onu şöylece serzenişte bulundu:

-         Ey Cabbar olan Allah m kulu! Yoksa camiden mi geliyorsun?

-         Evet.

-         Camiye gitmek için koku mu süründün?

-         Evet.

-         Ben sevgili dostum Allah’ın Resûlü’nü şöyle buyururken dinle­dim:

-         Camiye gelirken kokulanan kadın, evine dönüp de cünüblükten ötürü ğusül abdesti alır gibi yıkanıp kokusundan arınmadıkça, Allah katında onun namazı kabul olunmaz.”’

b- Kadın için konulmuş bulunan bu koku yasağı, anlaşıldığı üzere yabancı erkeklere karşıdır.

Ergin kız veya kadın; genel kural olarak babası, kardeşleri, amcaları ve dayıları gibi mahremleri yanında dilediği kokuyu kullanabilir.

(Helâl-haram tanımaz şehvet düşkünü zinâcı mahremler yanında da ihtiyatlı olunmalıdır. Dînimizin ağır bir dille yasakladığı Ensest ilişkilerin sebebi, başta örtüsüzlük ve erotik kokulardan kaçınma ol­mak üzere koruyucu tedbirlerin alınmayışıdır.)

Kadının güzel kokular sürünmesinin asıl amacı, kocası üzerinde­ki cinsel etkinliğini artırarak, cinsel tatmine ortam hazırlamak olma­lıdır.

Bu, hem bir hak, hem de bir kadınlık görevidir.

İslâm bilginleri kadının kadınsı görevleri arasında güzel kokular sürünmesini zikretmektedirler.

Bazı İslâm bilginlerine göre kadının kocasına karşı geçimsiz olmasının bir anlamı da onun için kokulanmamasıdır.’

Bu sebeble kadın kokulanmalıdır. Kokuların seçiminde ise koca­sının zevklerine saygı duymalı, onun etkilendiği kokuları tercih et­melidir.

Aşağıda sunacağımız örnek nitelikli belge, kocanın zevkleriyle zevklenmenin gereğine işaret olarak alınabilir.

Bir kadın Allah’ın Resûlü’nün eşlerinden Hz. Aişe’ye geldi ve kınalanmayı sordu.

Hz. Âişe (r. anha) şöyle buyurdu:

- Kınalanmakta bir sakınca ı/oktur. Fakat ben kınayı pek sevmem. Çünkü sevgili eşim Allah’ın Resûlü, kınanın kokusunu sevmezdi.

Sözün özü, kadın, eşi ile olan cinsel hayatına renk katmak ve süreklilik kazandırmak için kokulanmalıdır. Ana amaç budur.

Bunun içindir ki Allah’ın Resûlü şöyle buyurmuştur:

“Kocası yolculuğa çıkmış olup yanıbaşında bulunmayan kadının kokulanmak hakkı yoktur.”

Erkeğin Kokulanması

parfum2Allah’ın Resûlü güzel koku kullandığı gibi, miı’min erkekleri de kullanmaya teşvik buyururdu.

Cuma ve bayram namazlarına gelindiğinde ve böylesine toplu­luklara iştirak edildiğinde mü’min erkeklerin güzel kokular sürün­mesi Sünnet görevleridir.

Erkekler güzel kokular sürünerek erkekler arasına girebilecekleri gibi, kadınların bulunduğu topluluklara da iştirak edebilirler.

Güzel koku kullanımında erkekler için bir tek yasaklayıcı ölçü konulmuştur.

İslâm, erkeklerin şahsiyet erozyonuna uğramamaları için, onlara kadınsı bütün davranışları ve uygulamaları yasakladığından, kadın­lara özgü olan, rengi belirgin kokuyu da yasaklamıştır.

Aşağıda sunacağımız hadîs, bu yasağı belgelemektedir.

Yâla b. Miirre (r.a) anlatıyor.

Allah’ın Resûlü Yâla’nm yüzünde rengi belirgin bir koku görünce ona sordu:

-        Eşin var mı? (Bu koku sana karından mı bulaştı?)

-        Hayır yok, Ya Resûlallah!

-        Git, hemen bu kokuyu yıka. Hemen git, git onu yıka, sakın ha bir daha da böyle rengi belirgin bir koku sürünme.

Allah’ın Resûlü, erkeklere, sürüldükleri yerde görülür bir renk oluşturan kokuların ve kokulu maddelerin kullanımını yasaklamıştır. Yasakladığı için de, -uyarıya rağmen- rengi belirgin bir koku sürünen sahâbînin selâmını almamış, üzerinde böylesine bir koku bulunan kişinin, Allah katında namazının kabul olunmayacağını ve cenâzesin- de meleklerin hazır bulunmayacağını duyurmuş ve olması gerekeni de şöylece bildirmiştir:

“Erkeklerin kullanabilecekleri koku; rengi belirsiz olup, kokusu belirgin olandır.’

Sonuç olarak diyebiliriz ki, alkol ihtiva etmeyen ve belirgin bir renk oluşturmayan akıcı veya katı bütün kokular ve kokulu maddeler erkekler için helâldir. Onlar genel cazibe için her zaman ve her yerde güzel kokular sürünmeli, eşleri için de cinsel câzibeyi amaçlamalı­dırlar.

Allah’ın Resûlü’nün yalnız sahâbîleri arasına çıkarken veya elçi kabul ederken değil, eşleri arasında bulunurken de güzel kokular sürünmesi, eşlere yönelik kokulanmanın meşrûiyetinin delilidir.

Peygamberimiz’in saygı değer eşi Hz. Âişe (r. anha) şöyle anlatı­yor:

- Ben -Veda Haclarında ihrama girmeden önce- Allah’ın Resûlü’ne koku sürdüm. O da eşleri ile ilişkide bulundu..

İslâm bilginleri, bu hadîsi açıklarken Allah’ın Resûlü’nün eşleri için kokulandığını belirtiyorlar, bu ve benzeri hadîslerden yararla­narak da şu yargıya varıyorlar:

Kadının ve kocanın cinsel ilişkiden önce koku sürünmeleri Hz. Peygamberin sözlü ve fiili öğüdüdür.

Zevcesinin/eşinin kendisi için güzel kokular sürünmesini arzula­yan erkeğin, zevcesi için güzel kokular sürünmesinden daha tabii ne olabilir?

Hem Bakara Sûresi’nin “erkekleri de kadınlar için koruyucu ör­tü” olarak niteleyen 187. âyeti yanısıra, aşağıda anlamı sunulacak 228. âyetinden kocanın karısı için kokulanmasını, kadının koca üzerindeki haklarından biri olarak değerlendirmemiz de mümkündür.

Örfe göre kadınların vazifeleri kadar (vazifeleri cinsinden) hakları da vardır..”

İslâm bilginleri bu hadîsi açıklarken Allah’ın Resûlü’nün eşleri için kokulandığını belirtiyorlar, bu ve benzeri hadîslerden yararlanarak da su yargiya varıyorlar:

- Kadın ve kocanın cinsel ilişkiden önce koku sürmeleri Hz. Peygamberin sözlü ve fiili öğüdüdür.

[4] Bilgin sahâbî İbn-i Abbas şöyle der:

- Karım benim için süslendiği gibi, ben de onun için süslenirim.

Hoş Kokularla Kokulanmak

parfumŞüslenme hoş kokuları içine alıyorsa da öneminden ötürü ayrı bir başlık altında incelemeyi gerekli görüyoruz.

Cinsel tatmine ortam hazırlayan güzelliklerin başında şüphesiz güzel koku gelmektedir. Bütün tabîi güzellikler gibi güzel kokunun da insan üzerinde etkili olduğu, ilgi uyandırıp, sevgi ürettiği bir gerçektir.

Yüce Allah tarafından güzel yaratılmış, güzele âşık kılınmış ve güzel amel yarışma çıkarılmış insanın güzel kokuyu da, güzel koku kullananları da seveceği açıktır.

Güzel koku, Güzellikler Peygamberi Hz. Muhammed’in dilinde şöylece kıymetlendirilmiştir:

“Dünyanızdan bana kadınlar ve güzel kokular sevdirildi. Mutluluğun doruğuna da namazda erdirildim.”

Allah’ın Resûlü’nün vücûdu ve teri pek güzel kokardı. Böyle iken O, güzel kokular kullanır, kullanılmasını da teşvik buyururdu.

Güzel kokunun genel câzibesi yanında cinsel câzibesi de büyüktür. Çünkü güzel koku ilişkiye yöneltir ve yardımcı olur.

Konumuzu genel ve cinsel câzibe yönünden açıklığa kavuştura­bilmek için, iki başlık altında incelemekte fayda görüyoruz.

Peygamberimiz’in vahiy meleği Cibril’in soyunuk olduğu için Hz. Aişe (r. anha) valide­mizin yanma girmediğini açıklaması eşlerinin O’nunla değinilen yatış şekline işaret etmektedir.

Süslenmek

gelinbaşı-saç-gelinYüce Allah, A’raf Sûresi’nin yirmi altıncı âyetinde bizlere örtün­memiz ve güzelleşmemiz için giyinme duygusunu verdiğini, bu amaçla giysi yapılacak maddeler ihsan ettiğini açıklıyor.

Bu açıklama, Rabbimizin iradesini de içerdiğinden, her mü’min örtünmek ve güzelleşmek için giyinmekle mükellefdir.

Kur’ân çizgisinde Peygamberimiz de şöyle buyuruyor:

“Elbisenizi yıkayınız. Saçlarınızı düzeltiniz. Dişlerinizi misvaklayınız. Tertemiz olmaya ve güzelleşmeye çalışınız. Zira tarihi dönemlerde Israil- oğullarının bazıları böyle yapmadığı için kadınlarından bir kısmı zinâya düştüler.”

Giyim güzelliğinin insanlar üzerinde olumlu bir tesir vücûda getirdiği bir gerçektir. Giyimin cinsellikle yakından ilgisi olduğu bir hakîkatdır. Asırlardır süregelen cinselliği içerici giysi modaları, bu olguyu doğrulamaktadır.

Giysi ile cinsellik arasındaki bağlantıyı İslâm da kabul etmekte­dir. Bu kabulden ötürüdür ki mü’min kadınların örtülü olsa da

şeffaf ve dar giysilerle yabancı erkekler arasına çıkmaları Kur’ân ve Sünnet diliyle haram kılınmıştır.

Eşler arasında örtünme amaç olamayacağına göre, güzelliğin ve cinselliğin amaç alınmasında zarûret vardır. Burada eşlerin her ikisi görevli ise de, asıl görevli kadındır. Bunun sebebi yaradılışlarıdır. Di­ğer bir sebebi de kadınların diledikleri gibi süslenme ile ruhsatlanmış olmalarıdır. Çünkü İslâm Dîni giysi ve takı güzelliğinin iki ana unsuru olan tabîi ipek ve altını erkeklere haram, kadınlara ise helâl kılmıştır. Ayrıca İslâm bilginlerinin büyük çoğunluğuna göre kadınla­rın süs takıları temel ihtiyaçlardan biri olarak değerlendirilmiş, zekâta tabi görülmemiştir.

Giyim ve giysi konusu ileride “Örtünme” bölümünde işlenecek­tir.

Müslüman kadınlar; baba, kardeş ve dayı gibi mahrem olmayan erkeklere karşı tabîi ve sun’î/yapay güzeliklerini teşhir edemeyecekle­rine göre, ipek giysileri ve altın takıları elbette birinci derecede koca­larına karşı giyinip takınacaklardır. Kaldı ki kocaları için giyinip takınarak süslenmeleri vâcib görevleridir.

İslâm bilginleri, İslâm’ın cinselliğe ilişkin kuralları ışığında kadı­nın evlilik akdînin gerektirdiği kadınsı görevlerini şöylece belirlemek­tedir:

Koca için süslenilmesi öylesine bir görevdir ki, kocanın uyarısına rağmen kocası için süslenmemekte ısrar kadın, kocası tarafından yerilebilir, ruhsal yönden kısmen baskı altına alınabilir.”Kocasının yokluğunda bir başkası için süslenmemek ve zinâ türü ilişkiye girmemek, kocasının yanında iken hoş kokulu olmak, ağzı tertemiz ve hoş kokulu tutmak, onun için süslenmek, arzulandığı zaman ilişkiye girmek kadının vâcib görevleridir. ”

Aslında kadını süslenmesi için yönlendirmeye gerek yoktur. Ne­rede, ne zaman ve kime karşı süslenmesi gerektiğini öğretmeye ihti­yaç vardır. Çünkü hiçbir kadın yaratılışındaki süslenme arzusunu baskı altına alamaz. Ne var ki bu ihtiyacını mahremleri yanında ve kocasına karşı süslenerek gideremeyen kadın, kocasının dışındaki erkekler için süslenerek gidermek gereğini duyar.

Bunun içindir ki, mesleğinin kadınları kocaları için süslemek ol­duğunu söyleyen ve mesleğine devam edip edemeyeceğini soran ka­dına Sevgili Peygamberimiz, “Onları kocaları için süsle.” cevabını ver­miştir.

-Salât ve selâm üzerine olsun- Allah’ın Resûlii, kadının süslenme­sini değil, kocası dışındakiler için süslenmesini çirkin bulur ve şöyle buyururdu:

“Kocasının dışındakiler için süslenen kadın, Kıyâmet Günü’nde nuru olmayan bir karanlık gibi olacaktır.”

Kadının kocası için giysi ve takı ile süslenmesine hiçbir sınır olmadığı gibi, makyaj yaparak süslenmesine de bir sınır yoktur.

Sürüldüğü yerde belirginleşen renkli kokuların kadınlar için helâl kılınması, makyajın yapılabilirliğinin dînî delilidir.^

Güzelleşmek ve cinsel câzibeyi artırmak yolunda kadın için ge­tirilmiş bulunan yasaklar, yalnızca yaratılış düzenini değiştirme vas­fında olan yasaklardır.

Bu yasaklar; düzeltme amacını aşar şekilde kaş almak, diş incelt­mek, dövme yaptırmak, peruk takmak, tırnak uzatmak, gerektirici bir sebep olmaksızın burun, göğüs ve kalça gibi organlara estetik ame­liyatlar yaptırmak, tıbbî bir zarûret olmaksızın saçları dipten bütü­nüyle kestirmektir.

Aşağıda sunacağımız lâneti; Allah’ın rahmetinden yoksun kalın­ması dileğini ihtiva eden hadîsler, bu işlemlerin haram olduğunu açıklamaktadır:

“Allah’ın yarattığım değiştirerek dövme yapanlara ve yaptıranlara, kaş alanlara ve aldıranlara, güzelleşmek için dişlerini birbirinden ayıran ve inceltenlere Allah lanet etsin.”

“Saçı saça ilâve edene ve ettirene, dövme yapana ve yaptırana da Allah lâ’net etsin; rahmetinden uzaklaştırsın.”

Koca için yapılabilirliğini açıklamaya çalıştığımız süslenme, ba­ğımsız bir evde oturan ve mahrem erkeklerle irtibatı bulunmayan kadının, her zaman yapabileceği süslenmedir.

Cinsel hayatı tatmin amacına erdirmek için yapılacak süslenme ise, daha bir etkileyici olmalıdır. Allah’ın Resûlü’nün eşlerinin O’nun- la iç giysilerinden kısmen arınmış olarak yatmaları, kadını kocası için daha cazibeli kılacak estetikle yoğrulu her türlü süslenme ve dekolte giyimin helâl olduğunu göstermektedir. Peygamberimiz’in, vahiy meleği Cibril’in soyunuk olduğu için Hz. Âişe (r. anha) validemizin yanına girmediğini açıklaması, eşlerinin O’nunla değinilen yatış şekline işaret etmektedir.

Kadının Cinselliği

namaz-kadınİslâm, kadın cinselliği üzerinde daha bir gerçekçidir. Onun cinsel duygularını varlığı gibi tabîi görür. Cinselliği utanma duygusu ile örtülü olduğu, bu sebeble arzularını gereğince açığa vuramayacağı için de, onun cinsel haklarını erkeğinkinden daha açık ve ayrıntılı bir şekilde belirlemiştir.

Şanı yüce olan Allah, kadını câzibeli yaratmış ve sevdirmiştir. Onun bütün organları cinsel bakımdan çekici ve cinsel çağrışım yap­tırıcı olduğu içindir ki; İslâm Dîni’nde kadın, evlenebileceği erkeklere karşı eller, yüz ve ayaklar dışındaki bütün vücût organlarını örtmekle emrolunmuştur.

Her sözü ve davranışı ile cinsel mesajlar dağıtabilecek özellikte olan kadının bizzat kendisinin de cinsel duygularla dolu olabileceği gerçeği, hem aklî bir zarûret, hem de naklî (Kur’ân ve Sünnet’le belirlenmiş) bir gerçektir. Kadında cinsel haz merkezi olan klitorisin yaratılmış olması da bunun kanıtıdır.

-Salât ve selâm üzerine olsun- Allah’ın Resûlü’niin ifadesiyle, er­keklerin benzerleri olan kadınların erkekler gibi, hattâ onları aşabilen bir cinselliğe sâhip olmalarının bir sebebi, yaratılış özellikleri olduğu gibi, bir diğer sebebi de sürekli olarak arzulanmalarıdır. Arzulan­manın cinsel arzuları uyaracağı ve kamçılayacağı bir gerçektir.

Cinselliği olan ve kendisine has duyguları ve eylemleri bulunan bir varlık olduğu içindir ki kadın, İslâm Dîni’nin genel ve özel vasıflı cinsel emirleri ve yasakları ile de mükellef kılınmıştır.

Yüce Allah ve O’nun Peygamberi; kadınlara, şehvetli bakışlarla bakmamalarını, vücût güzelliklerini açığa vurmamalarını, zinâdan korunmalarını, sevicilikten sakınmalarını, kocalarına karşı görevlerini yapmalarını ve daha nicelerini emir buyurmuştur.

İslâm Dîni’nde kadına yüklenen bu cinsel görevler, pek tabiidir ki onun cinselliğinin gerçekçi bir yaklaşımla değerlendirildiğini belgele­mektedir.

İslâm Dîni, cinsel vasıflı emirler ve yasaklarla yükümlü kıldığı ka­dının kadınlığını koruyucu ve geliştirici yasaları koymuştur.

Bu yasalar da İslâm’ın kadın cinselliği üzerindeki gerçekçiliğinin belgesidir.

Amelli müslümanın cinsel arzuları artar

Namaz Kılmayan kadın boşanır mıEvlilik içinde ve dışında cinsel duyguları ve eylemlerini disipline etmiş, göz ve kulak gibi organları cinsel haramlardan korumuş, böylece cinsel uyarıları alıcı gücünü muhâfaza etmiş, üstelik alkollü içki­lerden uzak durmuş, namaz, duâ ve zikirle de rûhî tatminin doru­ğuna çıkmış mü’min, pek tabiidir ki cinsel arzularını kuvvetlen­direcek ortamı oluşturmuş olur.

Bu gerçeği kavrayamayacak bir insan düşünülemez. Ancak iman­lı ve amelli Müslümanın cinsel arzularını takviye edecek bir diğer olgu daha vardır ki, o da îman ve ibâdet nurlarının kalb yoluyla da­marlara akması ve böylece cinsel gücü ve arzuları artırmasıdır. Ne var ki”İlâhi yasalara bağlı her mil’minin cinsel arzuları artar.” ifadesiyle formüle edilen bu gerçeği içe sindirebilmek için îman mantığına, gönül zevkine ve tecrübeye sahip olmak gerekir.

İslâm, erkek cinselliği üzerinde böylesine gerçekçi olduğu içindir ki ileride açıklanacağı üzere, değil bekârlığı ve evlilik içinde cinsel hayattan çekilmeyi, cinsel arzuların tatminini ertelemeyi bile uygun bulmamıştır.

Bunun içindir ki Allah’ın Resûlü kafada ve kalbde kadın arzusu oluştuğu zaman, derhal eşe gelinerek cinsî münâsebette bulunulma­sını öğütlemiştir. Kadının çekimser kalmasını da yasaklamıştır. Suyun bulunmadığı yerde de erteleme yoluna gidilmemesini; teyemmüm ruhsatından yararlanılmasını tavsiye buyurmuştur.

Ebû Hureyre (r.a) şöyle anlatıyor:

Medine dışında, çölde yaşayan bir mü’min Allah’ın Resûlü’ne geldi ve sordu:

-         Ya Resûlallah! Ben yılın dört-beş ayını çölde geçiriyorum.. Aramızda lohusalar, adetliler ve cüniibler de var. Ne yapmamızı emir buyurursunuz?

-         Teyemmüm yapın.

b- Arzettiğimiz üzere erkek cinselliği üzerindeki Islâm gerçekçili­ğinin ikinci özelliği de Allah’ın özel korumasına eremeyen hiçbir insa­nın, cinsel arzulardan, hatta cinsel haramlardan güvencede olamaya­cağı hakikatinin kabul olunmuş olmasıdır.

Rabbinin uyarısını almasaydı Hz. Yusuf Peygamberin bile Züley- ha’ya yaklaşacağının Kur’ân-ı Kerîm’de açıklanmış olması, İslâm gerçekçiliğinin değindiğimiz özelliğinin Kur’ânî delilidir.

Yusuf Sûresi Âyet 24:

“Şüphesiz ki o kadın, Yusuf’a yaklaşarak onu baştan çıkarmak istemişti. Eğer Yusuf Rabbinin uyarısını almasaydı, kadının arzula­rına uyabilirdi. İşte Biz Yusuf’u ihanetten ve fuhuşdan alıkoymak için böyle yaptık. Çünkü o, ihlâslı kullarımızdandı.”

Allah’ın Resûlü’nden daha olgun, daha tunç iradeli ve cinsel duy­gularına daha hâkim bir insan düşünülemeyeceğine göre, O’nun aşa­ğıda sunacağımız hadîsiyle sergilediği hakikati hiçbir erkeğin cinsel haramlardan güvencede olamayacağı gerçeğine Peygamberi bir delil olarak görebiliriz.

H. Cabir (r.a) anlatıyor. Allah’ın Resûlü mli’minlere şöylece emir buyurdu:

- Yanlarında kocaları (veya mahremleri) bulunmayan (dolayısıyla ilişkisizlikleri uzamış olan) kadınların yanlarına gidip oturmayın. Zira Şeytan her birinizin kan damarında (kanınız gibi iradenizin dışında) akar.

Bu buyruğa muhatab olan sahâbîler olarak sorduk:

Sizin kan damarınızda da akar mı?

Benim kan damarımda da akar. Ne var ki Allah bana Şeytana karşı yar­dım eder ve ben ondan korunurum.’

İslâm, özellikle erkek cinselliğini böyle değerlendirdiği içindir ki, cinsel hususlarda haramlara yöneltebilecek nefse güvene değil, gerek­li tedbirlere baş vurdurucu metodlu şüpheye yer vericidir.

Gerekli tedbirlerin bir kısmı örtünmek, gözü korumak, evlenilebilecek kadınlarla yalnızca bir arada kalmamak vs. dir.

En mühim önlemlerden biri de cinsel duygular ve arzuların cinsel haramlara düşürecek boyutlara ulaşmasından Allah’a sığınmaktır.

Bu hususta her erkek, Allah’a sığınmaya muhtaç olduğu içindir ki Kur’ânı Kerîm’de Yusuf Peygamber’in dilinden şu duâ örneği veril­miş, dolaylı olarak bu duanın yapılması öğütlenmiştir:

“(.. Allah’ım! Kadınların cinsel tuzaklarını benden uzaklaştır.) Eğer Sen onların tuzaklarını benden uzaklaştırmazsan, onlara yöne­lir ve câhillerden olurum.”

Kur’ân-ı Kerim’in Mâide Sûresi’nin altıncı âyetinde “Kadınlarınızla ilişkiye girmişseniz ve bu halde su da bulamamışsanız, tertemiz bir toprakla teyemmüm edin..” buyrularak, su hazır olmaksızın da ilişkiye girilebileceğine işaret buyurması, özellikle arzuların şid­detlendiği dönemlerde ve susuz bölgelerde teyemmüm ruhsatından yararlanılabileceğini öğretmektedir. (“Teyemmüm” için lügatçeye bakınız).

Cinsel vasıflı haramlardan korunmak farz olduğu gibi, korunmak için gerekli olan tedbirlere başvurmak da farzdır. Ancak samimi olunsa da oluşabilecek zaaf ortamlarından korunabilmek arzusunu farz görevlerden kaçınmanın mazereti kılmamalıdır.

el-Ced b. Kays, Allah’ın Resûlü’ne gelir ve şöylece mazeret beyan ederek savaşa katılmama izni ister:

“Ya Resûlallah! Allah’ın zatı üzerine yemin ederim ki, kavmim de kadınlara ne derece düşkün olduğumu bilir. Sarı ırkın kadınlarını görünce sabredemeyip haramlara düşmek­ten korkarım. Bana izin verseniz de beni fitneye düşürmeseniz.”

Allah’ın Resûlü yaşanılan şartların önemini kavramak istemeksizin basitleşen bu adama ilgi göstermeyerek yüz çevirir. Bu olay, Tevbe Sûresi’nin hükmü genel olan kırk dokuzuncu âyetinin indirilişine özel sebep olur:

“Onlardan kimi de; bana izin ver ve beni fitneye düşürme, der. Haberleri olsun ki onlar zaten fitne çukuruna düşmüşlerdir. Cehennem ise o kâfirleri mutlaka çepeçevre kuşatıcıdır.”